İçişleri bakanlığı tarafından oluşturulan ilk hainler listesi 600 kişiden oluşmakta idi.
Ancak Lozan Antlaşması’nın bir maddesinde sürgün edilecek insanların sayısının 150′yi geçmeyecek şeklinde öngörmesi üzerine bu liste ilk önce 300 ardından da 149 kişiye indirilmiştir.
150′likler adı verilen ve 23 Nisan 1924 tarihinde Bakanlar Kurulu ve T.B.M.M.’nin oturumunda saptanan bu listeye 1 Haziran 1924 tarihindeki kararla “Köylü Gazetesi” sahibi Refet Bey de eklenerek kesin şekliyle 150 kişi olarak kabul edilmiştir.
28 Haziran 1938 tarihinde, 150′liklerin yurda girmelerini engelleyen yasa kaldırılsa da geri dönen çok kişi olmamıştır.
Bu listenin 600 kişilik ilk hali açıklanmamıştır.
HEYET-İ CELİLE-İ VEKİLENİN 10.9.340 TARİHLİ VE 880 NUMARALI KARARNAMESİNİN SURETİDİR
Affı umumi kanununa merbut olup Türkiye’de ikametden men edilen Yüzeli kişilik listede esamisi muharrer eşhasın emval-i menkule ve gayrımenkulelerinin hükümete intikali veya tasfiye edilmesi hakkında bir sarahat mevcut olmamasına ve Lozan muahedesine merbut affı umumi beyannamesine ait protokolda her nekadar dokuz ay müddetle ashabı tarafından emval-i mezkurenin tasfiye olunacağı ve mehil-i mezkurun ınkızasından sonra esmanı tamamiyle ashabına tevdi edilmek üzere hükümetçe tasfiye edilebileceği muharrer ise de işbu muamelenin icrası hükümetçe mukaddema karar verilmesiyle meşrut bulunmasına ve henüz bir karar verilmemiş olmasına binaen emval-i mezkureye müdahele olunması kanunen gayrı caiz olacağından mavzuubahs eşhasın emvalini tasfiye etmeleri için tarih-i ilandan İtibaren dokuz ay mehil itası ve bu müddetin mürurunda hükümetçe tasfiye hususunun tahtı karara alınmasını mutazammın Maliye vekalet-i celilesinin 31 Ağustos 340 tarih ve Hukuk Müşavirliği 2346/1347 numaralı tezkeresiyle vaki teklifi heyet-i vekilenin 10.9.340 tarihli içtimaında bittezekkür kabul edilmiştir.
YÜZELLİ KİŞİLİK LİSTE KARARNAME SURETİ
Lozan muahedenamesine merbut affı umumi protokolunda aftan istisna edilen yüzelli kişiden yüzkırkdokuz kişinin ismi ve hüviyetlerini mübeyyin defteri havi ve heyet-i vekilece tasdik talebini mutazammın Dahiliye vekalet-i celilesinin 23 Nisan 340 tarih ve 13304/1791 numaralı tezkeresi üzerine defterde mevcut yüzkırdokuz şahsa ilaveten Köylü gazetesi sahibi Refet’in ithaliyle defterin tasdiki heyet-i vekilenin 1.6.340 tarihli içtimaında karargir oldu.
Müdafaa-i Milliye vekili Kazım
Başvekil ve Hariciye vekili İsmet
Türkiye Reisicumhuru Gazi Mustafa Kemal
Maliye vekili Mustafa Abdülhalik
Ticaret vekili Hasan Hüsnü
Ziraat Vekalet vekili Hasan Hüsnü
Dahiliye vekili Recep
Nafia vekili Süleyman Sırrı
Adliye vekili Mustafa Necati
Maarif vekili Vasıf
Sıhhiye ve Muavenat-ı İçtimaiye vekili Doktor Refik
Mübadele İmar ve İskan vekili Mahmut Celal
Yüzellilikler listesi şu şekildedir:
Padişah 6. Mehmet Vahdettin’in maiyeti
1. Kiraz Hamdi – Yaver-i Has
2. Zeki – Hademe-i Hassa Kumandanı
3. Kayserili Şaban Ağa – Hazine-i Hassa Müfettişi
4. Şükrü – Tütüncübaşı
5. Şerkarin Yaver
6. Yaverandan Erkan-ı Harp Miralay Tahir
7. Seryaver Avni
8. Eski Hazine-i Hassa Müdürü ve Defter-i Hakani Emini Refik
Kuvve-i İnzibatiye’ye dahil kabine üyeleri
9. Ürgüplü Mustafa Sabri Efendi – eski Şeyhülislam
10. Ali Rüşdi – eski Adliye Nazırı
11. Cemal Artin – eski Ziraat ve Ticaret Nazırı Cemal
12. Cakacı Hamdi Paşa – eski Bahriye Nazırı
13. Rumbeyoğlu Fahrettin – eski Maarif Nazırı
14. Kızılhançerli Remzi – eski Ziraat ve Ticaret Nazırı
Sevr Anlaşması’nı imzalayanlar
15. Hadi Paşa – eski Maarif Nazırı
16. Rıza Tevfik Bölükbaşı – Şura-yı Devlet eski Reisi
17. Reşat Halis – Bern eski sefiri
Kuvve-i İnzibatiye’ye dahil kabine üyeleri
18. Süleyman Şefik Paşa – Kuva-i İnzibatiye Başkumandanı
19. Bulgar Tahsin – Şefik Paşa’nın yaveri, süvari yüzbaşısı
20. Miralay Ahmet Refik – Kuvve-i İnzibatiye Erkan-ı Harbiye Reisi
21. Tarık Mümtaz – Kuvve-i İnzibatiye Mitralyöz kumandanı ve Damat Ferit Paşa’nın yaveri
22. Ali Nadir Paşa – Kuvve-i İnzibatiye Kumandanlarından İzmir Kolordusu Kumandanı
23. Kaymakam Fettah – Kuvve-i İnzibatiye mensuplarından ve Nemrut Mustafa Divanı Harp üyesi
24. Çopur Hakkı – Kuvve-i İnzibatiye mensuplarından
Mülkiye ve Askeriyeden
25. Gümülcineli İsmail – eski Bursa Valisi
26. Konyalı Zeynelabidin – ayandan
27. Fanizade Mesut – eski Cebelibereket (Osmaniye) Mutasarrıfı
28. Miralay Sadık – Hürriyet ve İtilaf Fırkası lideri
29. Bedirhani Halil Rahmi – eski Malatya Mutasarrıfı
30. Giritli Hüsnü – eski Manisa Mutasarrıfı
31. Nemrut Mustafa – eski Divan-ı Harp Reisi
32. Hulusi – Uşak Belediye Reisi
33. Hain Mustafa – eski Adapazarı Kaymakamı
34. Hafız Ahmet – eski Tekirdağ Müftüsü
35. Sabit – eski Afyonkarahisar Mutasarrıfı
36. Celal Kadri – eski Gaziantep Mutasarrıfı
37. Adanalı Zeynelabidin – Hürriyet ve İtilaf Katibi Umumisi
38. Vasfi Hoca – Mülga Eski Evkaf Nazırı
39. Ali Galip – eski Harput Vali Vekili
40. Ömer Fevzi – eski Bursa Müftüsü
41. Ahmet Asım – eski İzmir Kadı Müşaviri
42. Natık – eski İstanbul Muhafızı
43. Adil – eski Dahiliye Nazırı
44. Mehmet Ali – eski Dahiliye Nazırı
45. Salim Mirimiran – eski Edirne Valisi ve Şehremini Vekili
46. Hoca Rasihzade İbrahim – Kütahya’da Yunanlılara Mutasarrıflık etmiştir
47. Abdurrahman – Adana’da Fransız işgalinde Vekillik etmiştir
48. Ömer Fevzi – eski Şarkikarahisar mebusu
49. Adil – Mülazım, işkenceci namıyla maruf
50. Refik – Mülazım, işkenceci namıyla maruf
51. Şerif – eski Kırkağaç Kaymakamı
52. Mahmut Mahir – eski Çanakkale Mutasarrıfı
53. Emin – eski İstanbul Merkez Kumandanı
54. Sadullah Sami – eski Kilis Kaymakamı
55. Osman Nuri – Bolu Mutasarrıfı ve Dahiliye Nezareti eski Dava Vekili
Çerkes Ethem ve avanesi
56. Çerkes Ethem
57. Çerkes Reşit Bey – Çerkes Ethem’in kardeşi
58. Çerkes Tevfik Bey – Çerkes Ethem’in kardeşi
59. Eşref Kuşçubaşı
60. Hacı Sami – Eşref Kuşçubaşı’nın kardeşi
61. İzmirli Küçük Ethem – yüzbaşı, eski Akhisar kaymakamı
62. Düzceli Mehmetoğlu Sami
63. Burhaniyeli Halil İbrahim
64. Susurluk’tan Demirkapılı Hacı Ahmet
Çerkes Kongresi’ne murahhas olarak iştirak edenler
65. Hendek kazasının Sümbüllü köyünden Bağ Osman
66. İbrahim Hakkı – eski İzmir Mutasarrıfı
67. Sait Beraev
68. Tahir Berzek
69. Adapazarı’nın Harmantepe köyünden Maan Şirin
70. Söke Ereğlisi’nin Teke köyünden Kocaömeroğlu Hüseyin
71. Adapazarı’nın Talustanbey köyünden Bağ Kamil
72. Hamte Ahmet
73. Maan Ali
74. Kirmastı’nın Karaosman köyünden Harun Reşit
75. Eskişehirli Hızır Hoca
76. Bigalı Nuri Bey oğlu İsa
77. Adapazarı’nın Şahinbey köyünden Lampat Yakup
78. Gönen’in Bayramiç köyünden Kumpat Hafız Sait
79. Sait – İzmirli davavekili
80. Şamlı Ahmet Nuri
Polisler
81. Tahsin – İstanbul Polis eski Müdürü
82. Kemal – İstanbul Polis eski Müdür Muavini
83. Ispartalı Kemal – Emniyetiumumiye Müdür Muavini
84. Hafız Sait – İstanbul Polis Müdüriyeti Birinci Kısım eski Başmemuru
85. Şeref – İstanbul Polis Müdüriyeti Birinci Şube eski müdürü
86. Hacı Kemal – Arnavutköy Merkez eski Memuru
87. Nedim – Şişli Komiseri
88. Fuat – eski İzmir Merkez Memuru, Edirne Polis Müdürü ve Yalova Kaymakamı
89. Yolgeçenli Yusuf – Adana’da Polis Memuru
90. Sakallı Cemil – Unkapanı Merkez Eski Memuru
91. Mazlum – Büyükdere Merkez eski Memuru
92. Fuat – Beyoğlu eski İkinci Komiseri
Gazeteciler
93. Mevlanzade Rıfat – Serbesti Gazetesi sahibi, Hürriyet ve İtilaf üyesi
94. Sait Molla – Türkçe İstanbul Gazetesi sahibi
95. İzmirli Hafız İsmail – İzmir Müsavat Gazetesi sahibi ve eski muharriri, Darülhikmet üyesi
96. Refik Halit Karay – Aydede Gazetesi sahibi ve Posta Telgraf eski Müdür-ü Umumisi
97. Bahriyeli Ali Kemal – Bandırma Adalet Gazetesi sahibi
98. Neyir Mustafa – Edirne’de Teemin ve Elyevm, Selanik Hakikat Gazetesi sahibi
99. Ferit – Köylü Gazetesi eski muharriri
100. Refii Cevat Ulunay – Alemdar Gazetesi sahibi
101. Pehlivan Kadri – Alemdar Gazetesi sahibi
102. Fanizade Ali İlmi – Adana Ferda Gazetesi sahibi
103. Trabzonlu Ömer Fevzi – Balıkesir İrşad Gazetesi sahiplerinden
104. Hasan Sadık – Halep Doğru Yol Gazetesi sahibi
105. İzmirli Refet – Köylü Gazetesi sahibi ve müdürü
Diğer şahıslar
106. Tarsuslu Kamilpaşazade Selami
107. Tarsuslu Kamilpaşazade Kemal
108. Süleymaniyeli Kürt Hakkı
109. İbrahim Sabri – Şeyhülislam Mustafa Sabri Hocanın oğlu
110. Bursalı Cemil – Fabrikatör
111. Çerkes Ragıp – meşhur İngiliz casusu
112. Haçinli Kazak Hasan – Fransız işgalinde zabit
113. Süngülü Davut – eşkıya reisi
114. Binbaşı Çerkes Bekir
115. Necip – Fabrikatör Bursalı Cemil’in kayınbiraderi
116. Ahmet Hulusi – İzmir eski Umur-u İslamiye Müfettişi
117. Uşaklı Madanoğlu Mustafa
118. Gönen’in Tuzakçı köyünden Yusuf oğlu Remzi
119. Gönen’in Bayramiç köyünden Hacı Kasım Oğlu Zühtü
120. Gönen’in Balcı köyünden Kocagözün Osman oğlu Şakir
121. Gönen’in Muratlar köyünden Koç Mehmet oğlu Koç Ali
122. Gönen’in Ayvacık köyünden Mehmet oğlu Aziz
123. Gönen’in Keçeler köyünden Bağcılı Ahmet oğlu Osman
124. Susurluk Yıldız köyünden Molla Süleyman oğlu İzzet
125. Gönen’in Muratlar köyünden Hüseyin oğlu Kazım
126. Gönen’in Balcı köyünden Bekir oğlu Arap Mahmut
127. Gönen’in Rüstem köyünden Gardiyan Yusuf
128. Gönen’in Balcı köyünden Ömer oğlu Eyüp
129. Gönen’in Keçeler köyünden Talustan oğlu İbrahim Çavuş
130. Gönen’in Balcı köyünden Topallı Şerif oğlu İbrahim
131. Gönen’in Keçeler köyünden Topal Ömer oğlu İdris
132. Manyas’ın Bolcaağaç köyünden Kurhoğlu İsmail
133. Gönen’in Keçeler köyünden Muhtar Hacı oğlu İshak
134. Marmara’nın Kayapınar köyünden Yusuf oğlu İshak
135. Manyas’ın Kızlık köyünden Ali Bey oğlu Sabit
136. Gönen’in Balcı köyünden Veli oğlu Selim
137. Gönen’in Çerkes Mahallesi’nden Makinacı Mehmet oğlu Osman
138. Manyas’ın Değirmenboğazı köyünden Kadir oğlu Kamil
139. Gönen’in Keçidere köyünden Hüseyin oğlu Galip
140. Manyas’ın Hacıyakup köyünden Çerkes Sait oğlu Salih
141. Manyas’ın Hacıyakup köyünden Maktul Şevket’in biraderi İsmail
142. Gönen’in Keçeler köyünden Abdullah oğlu Deli Kasım
143. Gönen’in Çerkes Mahallesi’nden Hasan Onbaşı oğlu Kemal
144. Manyas’ın Değirmenboğazı köyünden Kadir oğlu Kamil’in biraderi Kazım
Efe
145. Gönen’in Kızlık köyünden Pallaçoğlu Kemal
146. Gönen’in Keçeler köyünden Tuğoğlu Mehmet
KAYNAK
ERDEHA, Kamil, Yüzellilikler Yahut Milli Mücadele’nin Muhasebesi, s.224-230, Tekin Yayınevi, I.Basım, İstanbul, 1998
Popularity: 4% [?]
Share this Post[?]









Susturmak istiyorlar!
Maalesef seçimlerden sonra şu izlenimi ediniyorum:
Atatürkçüler şaşkın,
Atatürkçüler çaresiz,
Atatürkçüler sinmiş,
Ne oluyoruz arkadaşlar? Neden şaşırdınız?
Benim bildiğim bu ülkede bir kılık kıyafet kanunu vardı. Senelerden beri yurtdışında olsam da, Türkiye yi ve gelişmeleri yurtdışında yaşa yayan her vatandaş gibi yakından izliyorum. Herifler gümbür, gümbür sarıklı, peçeli sokaklarda senelerce dolaşacak. İstisnasız tüm partiler buna çanak tutup göz yumacaklar, yasama, yürütme ve yargı susacak, Atatürkçüler aralarında entel, entel konuşacak, insanlara tepeden inme bakacak ve bu düzen böyle devam edecek. Öylemi?
Atatürkçülük bu değildir!!!
İdealler öncelikle fikir sonra yürek işidir. Karşılıksız bir aşk misali. Menfaat yok. Köşe dönmek yok. Bırak başkası yapsın demek yok. Çalışmak var, bıkmadan usanmadan.
Atatürk bir askerdi, asker olarak biliyordu: Bir savası kaybedebilirsin ama önemli olan sonuç!
***
Gelirler ve bir gün, geldikleri gibi giderler
Bu sayfayı açanlar belki kendilerine sorabilirler:
Bu ne Kapkara bir sayfa?!
Evet, kara bir sayfa, çünkü ben: Kemal’istim, Atatürkçüyüm.
Kara, matemdir, sıkıntıdır. İnsanın ruhunu boğar. Ayıp örter. Bizim ayıbımız. Biz Atatürkçülerin ayıbı. Atatürk kim, biz onu anlamak kim? Atam mirasına sahip çıkamadık, affet bizi.
Sırası gelmişken size bir bilmece sormak istiyorum: Homeros’un “Odise” destanını duymuşsunuzdur. Sfenks, Odysseus’a bir bilmece sorar:
“İki kız kardeştirler, biri ötekini doğurur”
Siz bilin bakalım ne?
Odysseus’un cevabı: “gece ve gündüz”
İşte biz, şu anda aksamın ufuklarından gecenin karanlıklarına doğru geçiyoruz. Ama her gecenin bir sabahı vardır!!!
Gelelim biz yine asıl konumuza. Girişte belki garipsemişsinizdir niye sözüm ona Atatürkçülere ver yansın ediyorum diye. Allah gani, gani rahmet eylesin. Vatana çok büyük hizmetleri dokunmuştur, İsmet İnönü’ nün. Ama ondan başlayarak günümüze kadar Atatürk’ü gerçekten yasadık mı, yaşatabildik mi? Atatürk’te bir insandı. Atatürk’üde bir ana doğurdu. Geçenlerde Ali Bektan’ın “Atatürk ve Parapsikoloji“ diye bir kitabını okudum. Bana sorarsanız zorla Atatürk’e doğaüstü güçler yakıştıran bir yazar. Bilimsel verilerden uzak. Ama onunda düşüncelerine saygı duymak durumundayız. Neyse konumuz o degil. Bana göre Atatürk olağanüstü zeki bir düşünür. Bir mantık insanı. Eylem ve söylemleriyle bunu göstermiyor muydu zaten. İnsan mantığının sınırları belirsizdir. Yeter’ki beynimizi kullanabilelim. Bir düşünün bundan iki bin sene önce yunanlı düşünürler, maddelerin bölünmeyen küçük parçalardan oluştuğunu öne sürmüşlerdir. Demek istediğim Atatürk zekâsıyla bize yol göstermeye çalışmıştır. Çalışmıştır ama, biz onun yolunu kısıtlamalarla, yasaklarla, ezbercilikle vs. devam ettirmeye çalıştık. Bugüne kadar. Ve bedeli beklide ağır olacaktır. Bedeli Türk milletinin Hürriyet ise, ne dâhili ne harici bu bedel ödenemez. Ne demek istediğimi daha ilerde açıklayacağım. Tenkit etmek, eleştirmek, suçu başkasının üstüne yüklemek kolaydır. Çözüm üretmek, yol göstermek, bu yola inanıp bu yolda ilerlemek zordur. Ne diyordu Atatürk: “Mesele ölmek değil; ölmeden idealimizi yaratmak, yapmak ve yerleştirmek… “
Özeleştiride bulunmanın, biz Atatürkçüler için artik harekete geçmenin zamanı gelmedi mi?
Mesleğim gereği karşıtımı iyi analiz etmek, gerekirse ondan öğrenmek ve karşı tedbirler almakla sorumluyum. Karşıtım düşmanım değil, karşıtım bu vatanın evladı. Farklı düşünüyor olabiliriz ama ayni toprağın meyvesiyiz.
Analize Atatürk’ten başlayalım:
1. Atatürk “millete rağmen …” hiç bir şeyin gerçekleşmeyeceğini bilen bir insandı. Davasını milli bir dava haline getirmenin yolunu aradı ve buldu.
2. Atatürk Kadınların önemini idrak edip gereğini yerine getirdi. Örneğin bir takim özgürlükler verip kadınlarımızın birey olduğunu hatırlattı.
3. Atatürk milletin refah düzeyi yükselmedikçe, insanları istediği doğrultuda yönlendiremeyeceğinin bilincindeydi. İş, aş ve eğitim bunların en önemlileriydi.
Karşıtımın Analizi:
1. Bir hocaları vardı hani, bilirsiniz. Konuştu mu salya, sümük akıtan. Gözleri yuvalarından fırlayan bir garip insan. Bir hareket meydana getirdi Milli görüş diye. Kılıf değişiklikleri oldu ama milli söylem devam etti.
2. Ayni önemi onlarda kadınlarımıza verdi. Kadınlara verilen özgürlükler kısıtlandı. Ama bu kısıtlama öyle güzel paketlen diki örneğin bir modern “siyasal simge” TÜRBAN meydana çıktı.
3. Refah düzeyini yükseltemediler ama bir HIZMET söylemidir gidiyor. Ama Allah için “adamlar” ama iyi ama kötü gerçekten vatandaşa bir takım hizmet götürüyorlar.
Ve buna benzer birçok paralel çizebiliriz. Şimdi gelelim her analizin en önemli kısmına, sonuç’a.
Siyasal Islaman ’ın önü nasıl kesilir?
Analizin verdiği cevap çok basit: Hizmetle, yani insanların refah düzeyini ama öyle ama böyle iyileştirmekle. İnsanlara nefes almalarını sağlamakla. Aranızda belki saçma diyenler çıkabilir ama tarihten ve günümüzden birer örnekle bunu kanıtlayacağım:
1. Roma İmparatorluğunda Roma halkının hoşnutsuzluğunu gidermek için basit bir çözüm bulunmuştu. Oyun ve aş. İnsanların karnı doyup, eğlence de olunca neden İmparatora karsı gelsinler ki?
2. Ankara’daki susuzluk hepinizin malumu. Senelerden beri Melih Gökçek’i seçenler, susuz kalınca birden Gökçek istifa diye bağırmaya başlamadılar mı?
Biz Atatürkçüler eğer gerçekten atamıza, yoldaşlarına ve mirasına laik olduğumuzu göstermek istiyorsak önce insanlarımıza, insan gibi davranmayı, onların sorunlarını ciddiye alıp çözüm üretmeyi öğrenmeliyiz. Analizin gösterdiği gibi “bizi bizim silahlarımızla vurdular. O halde biz Atatürkçüler onları onların silahıyla vurmamız adil olmaz mı?” Sakın yanlış anlamayın ama aramızda bazı entel geçinen ve eğitim düzeyi düşük insanları hor görenler var. Ve maalesef onların yaratığı imaj hepimize mal ediliyor.
Sözümü Siyasal Islama:
Arkadaşlar, öncelikle Demokrasinin bir tanımını yapmamız gerek. Demokrasi öncelikle batı icat’ı bir kamu yönetim düzenidir. Mantığı son derece basittir. Azınlık, çoğunluk sistemi üzerine kurulmuştur. Çoğunluğun seçtiği temsilciler (temsili demokrasi gerçek anlamda demokrasi değildir) çoğunluğun görüşleri istikametinde devlet işleriyle ilgilenirler. Batı icat’ı demekle kastım şudur:
Demokrasi bir kültür anlayışıdır. Ancak doğu kültürüne bire bir tatbiki zordur. Çünkü bizim kültürümüze ve anlayışımıza oldukça uzaktır. Dikkatinizi çekerim doğu diyorum, Türkiye değil! Batı kendine göre doğru olan bu anlayışı “zorla” doğuya kabul ettirmeye çalışmaktadır. Bu da bir gerçektir. Neyse bu konuyla sayfalar doldurabiliriz.
Sanırım kimsenin başı örtüsüne bir diyeceği yoktur. Bizim örf ve adetlerimiz içerisinde yerleşmiştir. Bunu bir garip bağlama şekliyle sıkma baş, yani siyasal simge Türban’a sizler getirdiniz. Unutmayın M. Kavakçı TBMM ‘sine girmesiyle çıkması bir oldu. Çağdaş bir toplumda dini simgelerin yeri yoktur. Kamuda yeri yoktur. Avrupa da yoktur, Türkiye de yoktur. Bunu kabullenin. Kaldı’ ki Allah’la kul arasına girmek kimin hadi ne? İnsanlar özellerinde istediklerini yapmakta serbestiler. Ancak …
Şimdi sözüm anlayana:
Kamuya mal olmuş kişilerin özeli yoktur. Yani bireysel tercih lüksü yoktur. Bu hem kendisi için hem ailesi için geçerlidir. Yani siz ailemin kişisel tercihidir deyip işin içinden çıkama’siniz. Kaldı ki devleti, milleti batıya şikâyet ettikten sonra o yüce makama oturmak istemek bence abes kaçıyor. Ama …
Ne sahsınıza, ne de genel başkanınıza karşı kişisel bir ön yargım yoktur. Ama temsil ettiğiniz düşünceye, hayat anlayışına karsıyım. Ve bu düşüncelerden, hayat anlayışından arınmadığınıza inanıyorum. Bu yüzden siz ve genel başkanınız hiç bir zaman beni ve benim gibi düşünenleri temsil edemezsiniz.
Sözüm Askere:
Cumhuriyet mitinglerinde dikkatimi çeken bir slogan vardı:
„Ne Takunya, Ne Postal …“
Bazı köse yazarları sorumsuzlukla niteledikleri insanları ağır bir şekilde eleştiriyorlar. Bende sorumsuzum öyleyse… !
Bu durumda ve Allah korusun siyasal İslam azıtırsa tercihim her zaman postaldan yanadır! Ama unutmayınız ki:
Atatürk askerin siyasetten elini çekmesini Cumhuriyetin temelini atarken istemiş ve gerekeni yapmıştır. Gerekirse görevinizi, yani Cumhuriyetimizi dâhili ve harici düşmanlara karşı koruyacağınıza güvenimiz tamdır.
Sözüm liderlere:
Öncelikle liderlik kıstaslarına bakmalıyız. Lider kimdir, önder kimdir, ne gibi vasıfları vardır. Liderliği genel anlamda ikiye ayırabiliriz:
1. Ticari
2. Siyasi
İkisini de birleştiren temel öğeler: vizyon ve misyondur.
Liderler, vizyonu ve misyonu geliştirirler ve onların gerçekleştirilmesini kolaylaştırırlar. Kalıcı başarı için gerekli olan kurumsal değerleri ve sistemleri geliştirirler ve bunları faaliyetleri ve davranışları ile yaşama geçirirler. Liderliğe soyunan kişi özgüvene sahip insandır. Lider vasıflarına sahip olan insan önce vizyon, misyon, biz ve en sonunda ben diyebilendir. Demek istediğim koltuğundan korkan, gerektiğinde yanlış yaptım diyemeyen, önünü, pardon burnunun ucunu göremeyen lider olamaz! Gerçek anlamda lider, liderlik koltuğunu geçici olarak kaptırsa dahi, onun liderlik özelikleri yine onu koltuğu ile buluşturacaktır. Bilmem anlatabiliyor muyum?!
Sorum Başbuğunun mirasçılarına:
Açık sözlülükle belirtmek isterim’ki hiç bir zaman sağcı olmadım. Aksine kendimi daima sola daha yakın his ettim. Uzun senelerdir kendimi Atatürk milliyetçisi olarak görüyorum.
Anlayamadığım bir konu var. Milliyetçilik ve ümmetçilik birbirine zıt iki kutuptur.
- O halde bunu nasıl bir araya getirebiliyorsunuz?
- Ümmetçi bir zihniyete gereken Anayasal zemini hazırlamaya nasıl yardımcı oluyorsunuz?
- Bunun vebalini tarih önünde nasıl vereceksiniz?
Kendi adayınızı destekleseniz bile gereken zemini hazırlayıp imzanızı atmış oluyorsunuz. Bunun bilincin demisiniz?
Bernhard Shaw’ın deyimiyle:
“… yirmisinde komünist olmayan kalpsiz, kırkında komünist olan beyinsizdir…”
Sözüm geçliğe:
Herifin biri dünyanın bir köşesinde ülken için hedef koyacak ve sen Atatürkçü, milliyetçi geçineceksin. İster sağcı, ister solcu ol. Esas olan Anayasamızın 66 Maddesi. Ilımlı İslam! Ne demek bu ya? Damarlarımızda ne akıyor? Tavşankanımı? Atalarımız, onlardan sonrada Mustafa Kemal Atatürk ve onun silah arkadaşları bu vatanı siz gençlere emanet etmedi mi? Hedef koyan birisi varsa o da sizlersiniz! Başkası değil.
Biliyor musunuz hayır, yeter artık demesini bilmeyen ister insanlar, ister milletler olsun kullanılmaya, sömürülmeye mahkûmdur. Kanuni Sultan Süleyman’la batıya karşı bir lütuf olarak baş’liyan kapitülasyonlar Cumhuriyetin ilanıyla bitmiş. Seneler sonra vasıfsız, basiretsiz yönetimlerle peyderpey yine verilmeye başlanmıştır. Yazının başında İsmet İnönü’den söz etmiştik. Kurtuluş savaşının önemli kazanımlarından biride şüphesiz Lozan’da elde edilmiştir. İnönü hayır demesini bilmiştir.
Bati medyası Cumhuriyet mitinglerinde bizleri nasıl gösteriyordu farkında mısınız?
Aşırı milliyetçi, utanmasalar faşist diyecekler!!! Atatürkçüleri bağnaz ve Avrupa karşıtı göstermediler mi. Evet, milli gururumuz, haysiyetimiz söz konusu olunca Avrupa yada, dünya yada karşı oluruz …
“… Nereye gidiyoruz? … Bizi kim ve nereye sevk ediyor? … Meçhulâta! Koskoca bir millet, belirsiz, karanlık hedeflere serseriyane sürüklenir mi?”
Mustafa Kemal
Ve sonunda sözüm milletime:
Dünyamızda, dünya tarihine damgasını vuran çok az millet vardır. Bunlardan biride Türklerdir. Atatürk’ün, Türk milletine inancı sonsuzdu. En Ümitsiz anlarında dahi bize, milletine güveni tamdı. Sözlerime devam etmeden yine bir analizin gereğine inanıyorum. Günümüzde ekonomik açıdan ilginç altı ülke vardır.
1. ABD
2. Almanya
3. Çin
4. Hindistan
5. Japonya
6. Tayvan
Bunların üçünü kısaca ele almak istiyorum:
1. ABD:
Rüyalar ülkesi, imkânsız sözünün lügatlerden silindiği ülke. Çalışıp çabalarsan, gücünün son raddesine kadar çalışırsan, başarısızlıklardan yılmadan çalışırsan muvaffak olacağın ülke.
2. Almanya:
Kural, kalite, standart ve Disiplinin büyük harflerle yazıldığı ülke.
3. Japonya
Ben diye bir şeyin olmadığı, biz kelimesinin bambaşka bir anlam kazandığı ülke.
Neden size bu üç ülkeden söz ediyorum. Çünkü bu ülkelerden kendimize pay çıkarabiliriz. Türkiye’nin jeopolitik konumu ve özellikle güneydoğu Anadolu’daki su kaynakları, su rezervlerimiz yani barajlarımız, Türkî Cumhuriyetleriyle olan bağımız ve Kıbrıs ile batinin kolay, kolay vazgeçemeyeceği bir konumdayız. Bunun bilincine varmalı, ona göre güçlü politikalar üretmeliyiz. Avrupalılar bugünü, yârini, bir sene sonrasını değil! 70–80 sene sonra olabilecekleri hesaplayıp adımlarını ona göre atarlar. Bir daha sefere elinize Euro geçerse bir dikkat edin: Avrupa haritası üzerinde Türkiye yer almıyor!
Paranın devridaimini göz önünde bulundurursak (yani yeniden basılıp tedavülden çekilmesini) önümüzdeki onlarca sene Avrupa sevdasından vazgeçmemiz gerektiğini anlamamız zor olmasa gerek. Peki, ne yapmamız gerekiyor? Yurtdışından görebildiğim kadar birkaç örnek sıralayabilirim:
1. Yukarıda belirtmiş olduğum özellikleri ve bundan fazlasını özümseyip en kısa zamanda Türkiye ekonomisini sağlam temeller üzerine oturtmalıyız. Buda ancak insanların düşünme modelleri değişirse gerçekleşebilir. Köşe dönme ve bencillik zihniyetiyle mümkün değildir.
2. Türkiye’nin kaynaklarını daha dikkatli kullanmalıyız.
3. Türkiye’nin doğal güzelliklerini ve tarihi eserlerine şu an vermiş olduğumuzdan daha fazla değer vermeliyiz.
4. Türkiye’nin tarım ve hayvancılık sektörünü, en azından Türkiye’nin ihtiyaçlarını yine karşılayacak düzeye getirmemiz şart.
5. Atom enerjisi başta olmak üzere diğer alternatif enerji kaynaklarını da göz önünde buldurmak şartı ile Enerji politikamızı yeniden gözden geçirmeliyiz. Örneğin orta Anadolu Güneş enerjisi, sahil kısımları rüzgâr enerjisi kazanımı için, en azından benim görebildiğim kadarı ile uygun görünüyor.
6. Eğitimde özellikle Üniversite ve Meslek Yüksek okullarında daha kaliteli bir eğitime geçilmeli. Uluslar arası rekabet için daha az ama daha iyi hazırlanmış insan gücüne ihtiyacımız var. Üniversitelerin bilimsel araştırma bütçeleri yükseltilmelidir.
7. Her türlü iletişim ve ulaşım kaynakları yeniden gözden geçip öz sermaye ve kendi imkânlarımızla güncelleştirilmelidir. Ulaşım temel, İletişim esastır.
8. Yatırımlar uzun vadeli olmalı. Kısır ve kısa vadeli yatırım modelleri milli ekonomimize muazzam zarar vermektedir.
9. Yine mesleğim gereği bildiğim bir konuya değinmek istiyorum. Bati ekonomilerinin temelinde yatar, istihbarat! MIT uluslararası standartlara göre yeniden yapılandırmalı, diş ve ekonomik istihbarata daha çok ağırlık vermeliyiz.
10. Savunma sanayisini geliştirmeliyiz. TSK’nin silah İhtiyacını, muhtemelen mevcut olanından daha fazla, lisans bazında da olsa kendi ülkemizde üretmeli ve bu yönde kendi sanayimizi geliştirmeliyiz.
11. Türkiye Cumhuriyetinin şu ana kadar imzalamış olduğu uluslar arası anlaşmaları yeniden gözden geçirmeli. Örneğin Boğazlar konusunda mutlaka sivil toplum kuruluşlarını, özellikle çevrecileri arkamıza almalıyız. Uluslar arası kampanyalarla Boğazlardaki tehlikeleri dünya kamuoyunun gündemine getirmeliyiz.
Bu örnekler tabiî ki sıradan örneklerdir. Ama işin özü:
Armut piş, ağzıma düş! değil: Çalışmak, çalışmak, çalışmak…
Ve bu konuda sözümü bir Arap atasözü ile noktalamak istiyorum:
“Allaha güven ama deveni sağlam kazığa bağla.”
Susturmak istiyorlar!
Maalesef seçimlerden sonra şu izlenimi ediniyorum:
Atatürkçüler şaşkın,
Atatürkçüler çaresiz,
Atatürkçüler sinmiş,
Ne oluyoruz arkadaşlar? Neden şaşırdınız?
Benim bildiğim bu ülkede bir kılık kıyafet kanunu vardı. Senelerden beri yurtdışında olsam da, Türkiye yi ve gelişmeleri yurtdışında yaşa yayan her vatandaş gibi yakından izliyorum. Herifler gümbür, gümbür sarıklı, peçeli sokaklarda senelerce dolaşacak. İstisnasız tüm partiler buna çanak tutup göz yumacaklar, yasama, yürütme ve yargı susacak, Atatürkçüler aralarında entel, entel konuşacak, insanlara tepeden inme bakacak ve bu düzen böyle devam edecek. Öylemi?
Atatürkçülük bu değildir!!!
İdealler öncelikle fikir sonra yürek işidir. Karşılıksız bir aşk misali. Menfaat yok. Köşe dönmek yok. Bırak başkası yapsın demek yok. Çalışmak var, bıkmadan usanmadan.
Atatürk bir askerdi, asker olarak biliyordu: Bir savası kaybedebilirsin ama önemli olan sonuç!
***
Gelirler ve bir gün, geldikleri gibi giderler
Bu sayfayı açanlar belki kendilerine sorabilirler:
Bu ne Kapkara bir sayfa?!
Evet, kara bir sayfa, çünkü ben: Kemal’istim, Atatürkçüyüm.
Kara, matemdir, sıkıntıdır. İnsanın ruhunu boğar. Ayıp örter. Bizim ayıbımız. Biz Atatürkçülerin ayıbı. Atatürk kim, biz onu anlamak kim? Atam mirasına sahip çıkamadık, affet bizi.
Sırası gelmişken size bir bilmece sormak istiyorum: Homeros’un “Odise” destanını duymuşsunuzdur. Sfenks, Odysseus’a bir bilmece sorar:
“İki kız kardeştirler, biri ötekini doğurur”
Siz bilin bakalım ne?
Odysseus’un cevabı: “gece ve gündüz”
İşte biz, şu anda aksamın ufuklarından gecenin karanlıklarına doğru geçiyoruz. Ama her gecenin bir sabahı vardır!!!
Gelelim biz yine asıl konumuza. Girişte belki garipsemişsinizdir niye sözüm ona Atatürkçülere ver yansın ediyorum diye. Allah gani, gani rahmet eylesin. Vatana çok büyük hizmetleri dokunmuştur, İsmet İnönü’ nün. Ama ondan başlayarak günümüze kadar Atatürk’ü gerçekten yasadık mı, yaşatabildik mi? Atatürk’te bir insandı. Atatürk’üde bir ana doğurdu. Geçenlerde Ali Bektan’ın “Atatürk ve Parapsikoloji“ diye bir kitabını okudum. Bana sorarsanız zorla Atatürk’e doğaüstü güçler yakıştıran bir yazar. Bilimsel verilerden uzak. Ama onunda düşüncelerine saygı duymak durumundayız. Neyse konumuz o degil. Bana göre Atatürk olağanüstü zeki bir düşünür. Bir mantık insanı. Eylem ve söylemleriyle bunu göstermiyor muydu zaten. İnsan mantığının sınırları belirsizdir. Yeter’ki beynimizi kullanabilelim. Bir düşünün bundan iki bin sene önce yunanlı düşünürler, maddelerin bölünmeyen küçük parçalardan oluştuğunu öne sürmüşlerdir. Demek istediğim Atatürk zekâsıyla bize yol göstermeye çalışmıştır. Çalışmıştır ama, biz onun yolunu kısıtlamalarla, yasaklarla, ezbercilikle vs. devam ettirmeye çalıştık. Bugüne kadar. Ve bedeli beklide ağır olacaktır. Bedeli Türk milletinin Hürriyet ise, ne dâhili ne harici bu bedel ödenemez. Ne demek istediğimi daha ilerde açıklayacağım. Tenkit etmek, eleştirmek, suçu başkasının üstüne yüklemek kolaydır. Çözüm üretmek, yol göstermek, bu yola inanıp bu yolda ilerlemek zordur. Ne diyordu Atatürk: “Mesele ölmek değil; ölmeden idealimizi yaratmak, yapmak ve yerleştirmek… “
Özeleştiride bulunmanın, biz Atatürkçüler için artik harekete geçmenin zamanı gelmedi mi?
Mesleğim gereği karşıtımı iyi analiz etmek, gerekirse ondan öğrenmek ve karşı tedbirler almakla sorumluyum. Karşıtım düşmanım değil, karşıtım bu vatanın evladı. Farklı düşünüyor olabiliriz ama ayni toprağın meyvesiyiz.
Analize Atatürk’ten başlayalım:
1. Atatürk “millete rağmen …” hiç bir şeyin gerçekleşmeyeceğini bilen bir insandı. Davasını milli bir dava haline getirmenin yolunu aradı ve buldu.
2. Atatürk Kadınların önemini idrak edip gereğini yerine getirdi. Örneğin bir takim özgürlükler verip kadınlarımızın birey olduğunu hatırlattı.
3. Atatürk milletin refah düzeyi yükselmedikçe, insanları istediği doğrultuda yönlendiremeyeceğinin bilincindeydi. İş, aş ve eğitim bunların en önemlileriydi.
Karşıtımın Analizi:
1. Bir hocaları vardı hani, bilirsiniz. Konuştu mu salya, sümük akıtan. Gözleri yuvalarından fırlayan bir garip insan. Bir hareket meydana getirdi Milli görüş diye. Kılıf değişiklikleri oldu ama milli söylem devam etti.
2. Ayni önemi onlarda kadınlarımıza verdi. Kadınlara verilen özgürlükler kısıtlandı. Ama bu kısıtlama öyle güzel paketlen diki örneğin bir modern “siyasal simge” TÜRBAN meydana çıktı.
3. Refah düzeyini yükseltemediler ama bir HIZMET söylemidir gidiyor. Ama Allah için “adamlar” ama iyi ama kötü gerçekten vatandaşa bir takım hizmet götürüyorlar.
Ve buna benzer birçok paralel çizebiliriz. Şimdi gelelim her analizin en önemli kısmına, sonuç’a.
Siyasal Islaman ’ın önü nasıl kesilir?
Analizin verdiği cevap çok basit: Hizmetle, yani insanların refah düzeyini ama öyle ama böyle iyileştirmekle. İnsanlara nefes almalarını sağlamakla. Aranızda belki saçma diyenler çıkabilir ama tarihten ve günümüzden birer örnekle bunu kanıtlayacağım:
1. Roma İmparatorluğunda Roma halkının hoşnutsuzluğunu gidermek için basit bir çözüm bulunmuştu. Oyun ve aş. İnsanların karnı doyup, eğlence de olunca neden İmparatora karsı gelsinler ki?
2. Ankara’daki susuzluk hepinizin malumu. Senelerden beri Melih Gökçek’i seçenler, susuz kalınca birden Gökçek istifa diye bağırmaya başlamadılar mı?
Biz Atatürkçüler eğer gerçekten atamıza, yoldaşlarına ve mirasına laik olduğumuzu göstermek istiyorsak önce insanlarımıza, insan gibi davranmayı, onların sorunlarını ciddiye alıp çözüm üretmeyi öğrenmeliyiz. Analizin gösterdiği gibi “bizi bizim silahlarımızla vurdular. O halde biz Atatürkçüler onları onların silahıyla vurmamız adil olmaz mı?” Sakın yanlış anlamayın ama aramızda bazı entel geçinen ve eğitim düzeyi düşük insanları hor görenler var. Ve maalesef onların yaratığı imaj hepimize mal ediliyor.
Sözümü Siyasal Islama:
Arkadaşlar, öncelikle Demokrasinin bir tanımını yapmamız gerek. Demokrasi öncelikle batı icat’ı bir kamu yönetim düzenidir. Mantığı son derece basittir. Azınlık, çoğunluk sistemi üzerine kurulmuştur. Çoğunluğun seçtiği temsilciler (temsili demokrasi gerçek anlamda demokrasi değildir) çoğunluğun görüşleri istikametinde devlet işleriyle ilgilenirler. Batı icat’ı demekle kastım şudur:
Demokrasi bir kültür anlayışıdır. Ancak doğu kültürüne bire bir tatbiki zordur. Çünkü bizim kültürümüze ve anlayışımıza oldukça uzaktır. Dikkatinizi çekerim doğu diyorum, Türkiye değil! Batı kendine göre doğru olan bu anlayışı “zorla” doğuya kabul ettirmeye çalışmaktadır. Bu da bir gerçektir. Neyse bu konuyla sayfalar doldurabiliriz.
Sanırım kimsenin başı örtüsüne bir diyeceği yoktur. Bizim örf ve adetlerimiz içerisinde yerleşmiştir. Bunu bir garip bağlama şekliyle sıkma baş, yani siyasal simge Türban’a sizler getirdiniz. Unutmayın M. Kavakçı TBMM ‘sine girmesiyle çıkması bir oldu. Çağdaş bir toplumda dini simgelerin yeri yoktur. Kamuda yeri yoktur. Avrupa da yoktur, Türkiye de yoktur. Bunu kabullenin. Kaldı’ ki Allah’la kul arasına girmek kimin hadi ne? İnsanlar özellerinde istediklerini yapmakta serbestiler. Ancak …
Şimdi sözüm anlayana:
Kamuya mal olmuş kişilerin özeli yoktur. Yani bireysel tercih lüksü yoktur. Bu hem kendisi için hem ailesi için geçerlidir. Yani siz ailemin kişisel tercihidir deyip işin içinden çıkama’siniz. Kaldı ki devleti, milleti batıya şikâyet ettikten sonra o yüce makama oturmak istemek bence abes kaçıyor. Ama …
Ne sahsınıza, ne de genel başkanınıza karşı kişisel bir ön yargım yoktur. Ama temsil ettiğiniz düşünceye, hayat anlayışına karsıyım. Ve bu düşüncelerden, hayat anlayışından arınmadığınıza inanıyorum. Bu yüzden siz ve genel başkanınız hiç bir zaman beni ve benim gibi düşünenleri temsil edemezsiniz.
Sözüm Askere:
Cumhuriyet mitinglerinde dikkatimi çeken bir slogan vardı:
„Ne Takunya, Ne Postal …“
Bazı köse yazarları sorumsuzlukla niteledikleri insanları ağır bir şekilde eleştiriyorlar. Bende sorumsuzum öyleyse… !
Bu durumda ve Allah korusun siyasal İslam azıtırsa tercihim her zaman postaldan yanadır! Ama unutmayınız ki:
Atatürk askerin siyasetten elini çekmesini Cumhuriyetin temelini atarken istemiş ve gerekeni yapmıştır. Gerekirse görevinizi, yani Cumhuriyetimizi dâhili ve harici düşmanlara karşı koruyacağınıza güvenimiz tamdır.
Sözüm liderlere:
Öncelikle liderlik kıstaslarına bakmalıyız. Lider kimdir, önder kimdir, ne gibi vasıfları vardır. Liderliği genel anlamda ikiye ayırabiliriz:
1. Ticari
2. Siyasi
İkisini de birleştiren temel öğeler: vizyon ve misyondur.
Liderler, vizyonu ve misyonu geliştirirler ve onların gerçekleştirilmesini kolaylaştırırlar. Kalıcı başarı için gerekli olan kurumsal değerleri ve sistemleri geliştirirler ve bunları faaliyetleri ve davranışları ile yaşama geçirirler. Liderliğe soyunan kişi özgüvene sahip insandır. Lider vasıflarına sahip olan insan önce vizyon, misyon, biz ve en sonunda ben diyebilendir. Demek istediğim koltuğundan korkan, gerektiğinde yanlış yaptım diyemeyen, önünü, pardon burnunun ucunu göremeyen lider olamaz! Gerçek anlamda lider, liderlik koltuğunu geçici olarak kaptırsa dahi, onun liderlik özelikleri yine onu koltuğu ile buluşturacaktır. Bilmem anlatabiliyor muyum?!
Sorum Başbuğunun mirasçılarına:
Açık sözlülükle belirtmek isterim’ki hiç bir zaman sağcı olmadım. Aksine kendimi daima sola daha yakın his ettim. Uzun senelerdir kendimi Atatürk milliyetçisi olarak görüyorum.
Anlayamadığım bir konu var. Milliyetçilik ve ümmetçilik birbirine zıt iki kutuptur.
- O halde bunu nasıl bir araya getirebiliyorsunuz?
- Ümmetçi bir zihniyete gereken Anayasal zemini hazırlamaya nasıl yardımcı oluyorsunuz?
- Bunun vebalini tarih önünde nasıl vereceksiniz?
Kendi adayınızı destekleseniz bile gereken zemini hazırlayıp imzanızı atmış oluyorsunuz. Bunun bilincin demisiniz?
Bernhard Shaw’ın deyimiyle:
“… yirmisinde komünist olmayan kalpsiz, kırkında komünist olan beyinsizdir…”
Sözüm geçliğe:
Herifin biri dünyanın bir köşesinde ülken için hedef koyacak ve sen Atatürkçü, milliyetçi geçineceksin. İster sağcı, ister solcu ol. Esas olan Anayasamızın 66 Maddesi. Ilımlı İslam! Ne demek bu ya? Damarlarımızda ne akıyor? Tavşankanımı? Atalarımız, onlardan sonrada Mustafa Kemal Atatürk ve onun silah arkadaşları bu vatanı siz gençlere emanet etmedi mi? Hedef koyan birisi varsa o da sizlersiniz! Başkası değil.
Biliyor musunuz hayır, yeter artık demesini bilmeyen ister insanlar, ister milletler olsun kullanılmaya, sömürülmeye mahkûmdur. Kanuni Sultan Süleyman’la batıya karşı bir lütuf olarak baş’liyan kapitülasyonlar Cumhuriyetin ilanıyla bitmiş. Seneler sonra vasıfsız, basiretsiz yönetimlerle peyderpey yine verilmeye başlanmıştır. Yazının başında İsmet İnönü’den söz etmiştik. Kurtuluş savaşının önemli kazanımlarından biride şüphesiz Lozan’da elde edilmiştir. İnönü hayır demesini bilmiştir.
Bati medyası Cumhuriyet mitinglerinde bizleri nasıl gösteriyordu farkında mısınız?
Aşırı milliyetçi, utanmasalar faşist diyecekler!!! Atatürkçüleri bağnaz ve Avrupa karşıtı göstermediler mi. Evet, milli gururumuz, haysiyetimiz söz konusu olunca Avrupa yada, dünya yada karşı oluruz …
“… Nereye gidiyoruz? … Bizi kim ve nereye sevk ediyor? … Meçhulâta! Koskoca bir millet, belirsiz, karanlık hedeflere serseriyane sürüklenir mi?”
Mustafa Kemal
Ve sonunda sözüm milletime:
Dünyamızda, dünya tarihine damgasını vuran çok az millet vardır. Bunlardan biride Türklerdir. Atatürk’ün, Türk milletine inancı sonsuzdu. En Ümitsiz anlarında dahi bize, milletine güveni tamdı. Sözlerime devam etmeden yine bir analizin gereğine inanıyorum. Günümüzde ekonomik açıdan ilginç altı ülke vardır.
1. ABD
2. Almanya
3. Çin
4. Hindistan
5. Japonya
6. Tayvan
Bunların üçünü kısaca ele almak istiyorum:
1. ABD:
Rüyalar ülkesi, imkânsız sözünün lügatlerden silindiği ülke. Çalışıp çabalarsan, gücünün son raddesine kadar çalışırsan, başarısızlıklardan yılmadan çalışırsan muvaffak olacağın ülke.
2. Almanya:
Kural, kalite, standart ve Disiplinin büyük harflerle yazıldığı ülke.
3. Japonya
Ben diye bir şeyin olmadığı, biz kelimesinin bambaşka bir anlam kazandığı ülke.
Neden size bu üç ülkeden söz ediyorum. Çünkü bu ülkelerden kendimize pay çıkarabiliriz. Türkiye’nin jeopolitik konumu ve özellikle güneydoğu Anadolu’daki su kaynakları, su rezervlerimiz yani barajlarımız, Türkî Cumhuriyetleriyle olan bağımız ve Kıbrıs ile batinin kolay, kolay vazgeçemeyeceği bir konumdayız. Bunun bilincine varmalı, ona göre güçlü politikalar üretmeliyiz. Avrupalılar bugünü, yârini, bir sene sonrasını değil! 70–80 sene sonra olabilecekleri hesaplayıp adımlarını ona göre atarlar. Bir daha sefere elinize Euro geçerse bir dikkat edin: Avrupa haritası üzerinde Türkiye yer almıyor!
Paranın devridaimini göz önünde bulundurursak (yani yeniden basılıp tedavülden çekilmesini) önümüzdeki onlarca sene Avrupa sevdasından vazgeçmemiz gerektiğini anlamamız zor olmasa gerek. Peki, ne yapmamız gerekiyor? Yurtdışından görebildiğim kadar birkaç örnek sıralayabilirim:
1. Yukarıda belirtmiş olduğum özellikleri ve bundan fazlasını özümseyip en kısa zamanda Türkiye ekonomisini sağlam temeller üzerine oturtmalıyız. Buda ancak insanların düşünme modelleri değişirse gerçekleşebilir. Köşe dönme ve bencillik zihniyetiyle mümkün değildir.
2. Türkiye’nin kaynaklarını daha dikkatli kullanmalıyız.
3. Türkiye’nin doğal güzelliklerini ve tarihi eserlerine şu an vermiş olduğumuzdan daha fazla değer vermeliyiz.
4. Türkiye’nin tarım ve hayvancılık sektörünü, en azından Türkiye’nin ihtiyaçlarını yine karşılayacak düzeye getirmemiz şart.
5. Atom enerjisi başta olmak üzere diğer alternatif enerji kaynaklarını da göz önünde buldurmak şartı ile Enerji politikamızı yeniden gözden geçirmeliyiz. Örneğin orta Anadolu Güneş enerjisi, sahil kısımları rüzgâr enerjisi kazanımı için, en azından benim görebildiğim kadarı ile uygun görünüyor.
6. Eğitimde özellikle Üniversite ve Meslek Yüksek okullarında daha kaliteli bir eğitime geçilmeli. Uluslar arası rekabet için daha az ama daha iyi hazırlanmış insan gücüne ihtiyacımız var. Üniversitelerin bilimsel araştırma bütçeleri yükseltilmelidir.
7. Her türlü iletişim ve ulaşım kaynakları yeniden gözden geçip öz sermaye ve kendi imkânlarımızla güncelleştirilmelidir. Ulaşım temel, İletişim esastır.
8. Yatırımlar uzun vadeli olmalı. Kısır ve kısa vadeli yatırım modelleri milli ekonomimize muazzam zarar vermektedir.
9. Yine mesleğim gereği bildiğim bir konuya değinmek istiyorum. Bati ekonomilerinin temelinde yatar, istihbarat! MIT uluslararası standartlara göre yeniden yapılandırmalı, diş ve ekonomik istihbarata daha çok ağırlık vermeliyiz.
10. Savunma sanayisini geliştirmeliyiz. TSK’nin silah İhtiyacını, muhtemelen mevcut olanından daha fazla, lisans bazında da olsa kendi ülkemizde üretmeli ve bu yönde kendi sanayimizi geliştirmeliyiz.
11. Türkiye Cumhuriyetinin şu ana kadar imzalamış olduğu uluslar arası anlaşmaları yeniden gözden geçirmeli. Örneğin Boğazlar konusunda mutlaka sivil toplum kuruluşlarını, özellikle çevrecileri arkamıza almalıyız. Uluslar arası kampanyalarla Boğazlardaki tehlikeleri dünya kamuoyunun gündemine getirmeliyiz.
Bu örnekler tabiî ki sıradan örneklerdir. Ama işin özü:
Armut piş, ağzıma düş! değil: Çalışmak, çalışmak, çalışmak…
Ve bu konuda sözümü bir Arap atasözü ile noktalamak istiyorum:
“Allaha güven ama deveni sağlam kazığa bağla.”